ZİYAD “Burada kalmak istemiyorum baba!” Gözünden akan yaşlar soluk renkli tişörtünü ıslatıyordu. Göğsünde hiç tanımadığı bir his, sıkıyordu henüz on iki yaşındaki küçük bedenini. Tarif edemediği bir acıydı. “Biliyorum oğlum. Sadece biraz zaman. Hadi sil gözyaşlarını. Her gün yanında olacağım. Senin için hediyelerim olacak,” baba gülmeye çalışıyordu. Kırık bir gülüş, gözünde kara bulutlar... “Ama ben buradan yüzünü bile göremiyorum. Evimizin camları böyle değildi baba,” iyice yaklaşmıştı buzlu camın dibine. Babası oğlunun gözyaşlarını görüyordu. Ancak kendisi yaklaşmak istemiyordu. Böyle görünmemeliydi. Babalar çocuklarının gözünde her zaman güçlü görünürdü. Güçlü görünmeliydi, güçsüz bir be...
Kar taneleri usulca yeryüzüne düşerken Nazım şömineye yeni odunlar ekliyordu. Tekrar yerine oturduğunda yanmaya başlayan odunların da seremonisi yavaşça yükseliyordu. Bu sesin kendinde oluşturduğu dinginliği seviyordu. Odunların çıtırtısıyla yüzüne yerleşen tebessümün ardından kurulduğu koltuğunda gözlerini yumarak bir süre göz kapaklarının oluşturduğu karanlıkta şöminedeki ateşi çizdi. Yüzünde ateşin sıcaklığını hissediyordu ve bu sıcaklık bedenini olduğu gibi zihnini de mayıştırıyordu. Neredeyse uyumak üzereydi. Aslında biraz uyumayı da istiyordu. Evinde dinlendiği az zamanlardan birini yaşıyordu. Ancak bu mutluluğu ve rahatlığı az sonra bozacak telefon sesini duyduğunda sinirleri gerilecekti. Gözlerini açmadan cep telefonuna uzandı ve cevapladı. Karşıdan gelen ses her zamanki gibi telaşlıydı. Nazım bu ses tonunu seviyordu. Buket Başkomiser ne zaman bu tonda konuşsa gizemli bir olay onu bekliyor olurdu ve şuan ki rahatlığını bozmasına sevinçle izin vereceği tek şey çözülm...