Kadın kapıyı açmak için adımlarını birbiri ardına evin ahşap zeminli koridorunda sürüklüyordu. Kapı deliğinden bakmayı hiç düşünmedi çünkü kapının ardındaki kişiyi sadece o olabilirdi. Kapıyı açtığındaysa beklediği ama istemediği adamı bir kez daha gördü. Kenara çekilen kadın adamın içeri girmesine izin verdi. Adamı kapıda görmesi kadının yüzünde veya ruhunda herhangi iyi bir ifadeye yol açmamıştı. Adam, adımını kapı eşiğinden içeri attıktan sonra kadının ince belinden kavrayarak onu vücuduna yapıştırdı. Bir süre esaret altında kalan kadın nihayet adamın kollarını çözmesiyle kısa süreli ve sınırlı bir özgürlüğe kavuşmuştu.
Sınırlı diyoruz çünkü bu özgürlük onun yatak odasına yönelmesini sağlayacak kadar bir özgürlüktü. Kadın, koridorda ilerlerken adam kapının arkasında kalan vestiyere ceketini astı. Adımlarını kadının yalın ayak bastığı yerlere basarak ilerletiyor, aynı zamanda gözlerini bedeninden ayırmadan gömleğinin düğmelerini çözüyordu. O yatak odasına doğru yürürken oturma odasındaki televizyondan gelen hafif bir ses ve muhtemelen onun karşısında duran kız çocuğunun kıpırtıları duyuluyordu. Bunlar, kadının ahşap zeminde çıkardığı ses dışındaki tek farklı sesti.
Kadın için sonu gelmeyecekmiş gibi hissettiren gecelerden kurtuluş yoktu. En azından kadın böyle düşünüyordu. Ta ki bu son geceye kadar...
***
"Uzun zaman süren bu sessizlikte şehrin uyuduğunu düşünüyordum."
Derin bir nefes aldı. Erken bir sabahın serinliğinde ciğerlerine doldurduğu hava çoğu zaman sabah kahvesinden daha iyi gelirdi. Ancak kabuslarla dolu bir gecenin ardından bunun imkansız olacağını daha önce öğrenmişti. Bu olay ise zihnini meşgul etmek için bulunmaz bir nimetti. "Sessizlik her zaman sürmeli midir başkomiserim?" Acı kahvesinden bir yudum aldı.
"Böyle bir sessizlik mi? Elbette! Hak, kanun denen bir şey var. Kim ölmeyi hak ediyor?"
"Kanun var evet. Ancak kim için? Milyonlarca insanı öldüren biri karşında olsaydı ve aynı zamanda sevdiklerinin de katili olsaydı önündeki hangi seçeneği seçerdin? Kanun mu yoksa tetik mi?"
Zihninde yankılanan silah sesini Buket de duymuş gibi kısa süre duraksadı ve anlamsız bakışlarla dedektife döndü.
"İyi de bu vakada böyle bir durum olduğunu nerden biliyorsun? Henüz olay yerine bile gitmedik."
Dedektif başını iki yana salladı. Düşünmüyordu. Sadece sıradan bir soruydu ve öyle kalacaktı. Ancak kanun bu olayın neresinde nasıl uygulanacaktı bu herkesin merak edeceği bir soruydu.
Asfalt yolda ilerleyen otomobil toprak yola girdiğinde yolu iki yandan saran devasa geniş yapraklı ağaçlar görüşlerine girdi. Ağaçlıklar arasından gelip otomobil camından giren sabah serinliğinde istediği ferahlığı alabilmiş değillerdi. Buket başkomiserin üzerinde her zamanki gibi bir cinayetin huzursuzluğu vardı. Dedektif ise kâbusun etkisinden çıkabilmiş değildi. Nihayet olay yerine vardıklarında evin önünde iki polis aracı ve bir sivil beyaz otomobil duruyordu. Olay yeri inceleme beyaz otomobile yoğunlaşmışken Mehmet, Buket başkomiser ve dedektifi hemen girişte bekliyordu. Buket el frenini çekip de araçtan indiklerinde Mehmet her zamanki gibi ilk bilgileri vermeye başladı:
"Kadın, kızıyla birlikte yalnız yaşıyor." Dedektif bu cümlenin ardından evi daha da dikkatli incelemek için önündeki büyük yapıya tekrar baktı. Bir kadın ve kızı için oldukça büyük ve varlıklı bir evdi. Dış mimarisi ve çevresindeki arazinin bakımından anlaşılıyordu ev sahibinin varlıklı olduğu. Ayrıca kadının bitkilerle arasının iyi olduğu sadece bakımlı bir bahçeye sahip olması değil hemen yanında küçük bir bahçe olarak nitelendirebileceğimiz çalılıklarla çevrili bir alanın çeşit çeşit mevsime uygun bitkilerle yoğun olmasından da anlaşılıyordu. Bitki yetiştirmeye olan ilgisi ev sahibinin botanik ile ilgisinin ne seviye olduğunu merak etmesine neden oldu. Mehmet konuşmaya devam ediyordu.
"Maktul ile ev sahibinin bir ilişkisi varmış."
"Peki kız? Evlilik dışı mı?"
"Hayır başkomiserim. Kadın dul. Kocası öldükten sonra ona maktul kol kanat germiş. Gerçi bunu anlatırken yüzünün ifadesi tersini söylüyor gibiydi ama böyleymiş. Adam ise bir başkasıyla evli."
"Nasıl yani? Bu evde maktulün metresi mi yaşıyormuş?"
"Oldukça varlıklı bir adam olmalı. Metresine böyle bir ev tutması..." Dedektif evin bahçesinde gezinmek için bir adım attı. "Şöyle bir bahçeyi gezmeye ne dersin başkomiserim? Hem bu esnada Mehmet bize hikayeyi anlatırken etrafa bakınmak hiç fena olmaz."
Buket bahçeye göz gezdirdikten sonra başıyla onayladı. Mehmet kısa bir öksürük ile boğazını temizlemeyerek devam etti. "Sorunuzun cevabı evet başkomiserim." Ardından dedektife dönerek "Doğru tahminde bulundunuz. Ev kadının üzerine ancak evi alan maktulün kendisiymiş. Genellikle gündüzleri gelir akşam gidermiş. Ancak dün gece sık yapmadığı şekilde gecelemek için gelmiş. Adam son gecesi olduğunu bilse gelir miydi acaba? Bu pek de iyi olmamış."
"Kişisel yorumunu kendine saklamalısın Mehmet."
"Özür dilerim başkomiserim. Böyle durumlarda insanın sinirlerine hakim olması zor olabiliyor. Kadın dün gece onunla birlikte olduktan kısa bir süre sonra kriz geçirdiğini ve ardından ambulansı aradığını ancak ambulans gelene kadar adamın öldüğünü söylüyor. Küçük kız oldukça korkmuş olmalı. Annesinin yanında ölü bir adam. Adamın öldüğünü görmüş olmalı çünkü annesinin yanından bir an olsun ayrılmıyor. Sorularımızı cevaplarken bile annesine sarılmayı hiç bırakmadı."
"Teşekkür ederim Mehmet. Gerisini biz hallederiz." Mehmet yanlarından ayrıldığında dedektif onları çoktan küçük bahçeye getirmişti ve çalılıkların arasında dolanıyordu. Buket "içeri girmeyecek miyiz?" diye sordu.
"Ah, elbette başkomiserim! Bu kadar güzel çiçek açan bitkileri görünce bakınmadan edemedim. Ne kadar da güzeller değil mi?"
"Senin bahçenden daha az afili olduğunu söyleyebilirim Nazım." Gülümsüyordu.
Dedektif elini uzattığı bitkiye dokunma üzereyken Buket'in bu cevabına gülümseyerek ona baktı. "Bir ara bitki yetiştirmeyi denemelisin başkomiserim. Onları kapalı kutu olarak düşünürüm her zaman. İçlerinde bir çok zenginlik ve güzellikle birlikte kapanmış ve ilgi gösterdikçe size kendi güzelliklerini açan bir kutu."
"Bitkiler hakkında nutkuna başlamadan önce daha çok içeri girmeyi denemeyi düşünüyorum."
Bunun üzerine dedektif ayağa kalkarak eve doğru yürüdü. Açık kapının eşiğinden içeri adımlarını attıktan hemen sonra sağ taraflarında uzun bir koridor duruyordu. Sol tarafta ise kare bir hol ardında iki oda ve bir mutfak duruyordu. Tam karşılarındaki odada kadın ve küçük kızı boş bakışlarla suskunlukları bedenlerine yansımış şekilde oturuyorlardı. Dedektif ve başkomiserin içeri girdiklerini duyduğunda ise kadının üzerindeki durgunluğun aksine kız annesine sokularak korkulu gözlerle kendisine yabancı bu iki kişiye bakıyordu. Buket kendini ve Nazım'ı tanıttıktan sonra karşılıklı oturdular.
"Başınız sağ olsun Ezgi Hanım." Buket'e boş gözlerle bakan kadın başını salladı. Bu esnada Nazım ise salonu inceliyordu. Tıpkı evin dış mimarisi gibi iç mimarisi de göz alıcıydı. Bir köşe hariç her şey yerli yerinde ve düzenli duruyordu. Dağınık olan köşede duran boya kalemleri ve boş çizgisiz kağıtlardan kız çocuğunun köşesi olduğu anlaşılıyordu. Buket kadınla konuşmasına devam ederken Nazım sessiz adımlarla önce salonda biraz gezindi ve ardından dağınık olan köşeye giderek bir süre oyalandı. Tekrar yerine gelirken Buket'in maktulü incelemek için ayağa kalktığını gördü. Kadın ise hareketsiz oturuyordu.
Nazım salondan ayrılmadan hemen önce kadına dönerek "Size bir soru yöneltmeme izin verin. Şiddet görüyor muydunuz?" dedi.
Buket, Nazım'ın bu sorusu üzerine hızlıca dedektife ve ardından merakla kadına baktı. Ancak kadının cevabı suskunluk oldu. Nazım başka soru sormadan yatak odasına yöneldi.
Maktul dağınık duran yatağın hemen yanında yerde yatıyordu. Cansız yüzünün iki çukurunda açık duran gözlerindeki korku hâlâ kendini gösteriyordu. Yarı çıplak vücudunun çarpık duruşu ve elinin göğsünün sol tarafında olması kalp krizi ihtimalini düşündürtüyordu. Buket maktulü inceledikten sonra yatak odasına bakınırken adamın cansız bedenine çömelerek yakından bakan Nazım oldukça ciddi bir yüz ifadesine sahipti.
"Cinayet olmadığı belli. Neyse ki birinin daha öldürülmediğini anladığımıza göre gidebiliriz."
"Ama ortada cansız bir beden var başkomiserim."
"Ve bunun bizim alanımızda olmadığını belirtmeme gerek yok Nazım."
Nazım bunun üzerine oradan ayrılmak için doğrulurken bir süre duraksadı. Ardından adamın göğsünün üzerinde olmayan ve yatağın altına doğru uzanmış diğer koluna dikkatlice baktı. Cebinden çıkardığı eldivenle önce yatağın altından çektiği elini inceledi. Ardından Buket başkomisere baktı.
"Ben bu bakışı biliyorum. Yine ne gördün Nazım? Adamın elindeki kızarıklıktan bahsediyorsan kriz anında odadaki herhangi bir yere vurmuş olabilir. Tabi yine de adli tıp sonuçlarına göre tekrar değerlendiririz."
Nazım tekrar önüne dönerek yatağın altına eğildi. "Burada devrilmiş bir kupa bardak var."
Buket de onunla birlikte eğildi. "Ya da kriz geçirirken eline sıcak bir sıvı dökmüştür. Çay? Kahve?"
Nazım cevap vermeden eldiven geçirmiş olduğu eliyle adamın yüzüne ardından da kapalı duran ağzına dokundu. Maktulün ağzını araladığında ise gördükleri başkomiserin düşündüğünden farklı gelişmiş olabileceğini gösteriyordu. "Ağzının içerisinde de elindeki kızarıklıktan var. Ve bu sıcak bir çay ya da bir kahvenin yanığı gibi durmuyor."
"Zehirlenmiş mi?"
"Sanırım."
"Yine bir cinayet! Şu memlekette insanlar ne zaman birilerini öldürmeyi bırakacak?" Buket eğildiği yerden doğrularak konuşmasına devam etti. "Kadını tutuklayıp sorgulamamız gerekiyor. Ancak kadın neden böyle birşey..." Buket sustu ve karşısında doğrulan Nazım'a baktı. "Kadının şiddet görüp görmediğini sormuştun." Aslında bu bir bakıma soruydu. Buket'in ses tonundan açıklama beklediği anlaşılıyordu.
"Kadının boğazında gelişi güzel sarılmış bir fular olduğu dikkatinden kaçmamış olmalı başkomiserim. Ancak belki de küçük bir fondöten izinin fularda kaldığını görmemiş olabilirsin. Tipik şiddet belirtilerini saklama yolları. Ancak bunda başarılı olanı henüz görmedim."
"Metresine şiddet uygulayan bir adam ve onu öldüren bir kadın olduğu sonucuna çıkılıyor."
"Bu bir olasılık başkomiserim. Ancak yine de erken karar vermeden önce iyice araştırmalıyız. Aklıma takılan ayrıntılar var."
"Zavallı küçük kız. O kadar korkmuş ki bir de annesini ondan ayırmak zor olacak." İkisi birlikte salona tekrar girdiklerinde anne ve kızının aynı yerde oturduklarını ve kadının küçük kızı sakinleştirmek için başını okşadığını gördüler. Buket onlara yaklaşarak "Ezgi Hanım bizimle merkeze kadar gelmeniz gerekiyor," dedi.
Kadın iyice kendine sokulan kızının başını okşamayı bırakıp onu kollarıyla sardı. "Herhangi bir sorunuz varsa burada soramaz mısınız? Kızımın yalnız kalmasını ve daha fazla üzülmesini istemiyorum."
"Kızınıza yalnız kalmayacak ve oldukça iyi bakılacak. Sadece ifadeniz alınacak ve bunu merkezde yapmamız gerekiyor."
Buket'in yüzünden kadının direnirse neler olacağı anlaşılıyordu.
"En azından kızımda oraya kadar benim yanımda gelse olmaz mı?"
Buket başıyla onayladı. Sorgu odasına geldiğinde kadın kızından ayrı durmasının tedirginliğiyle kendisine yöneltilecek soruları bekliyordu. Nazım gri duvara asılı duran aynanın arkasından sorguyu izlerken kadının karşısında Buket oturuyordu.
"Kızım iyi mi?"
Buket başıyla iyi olduğunu belirtti. "Sizinle açık konuşmak istiyorum Ezgi Hanım. Sevgilinizin zehirlenmiş olduğundan şüpheleniyoruz." Kadın başkomiserin bu sözlerinin ardından yüzüne soğuk su çarpılmış gibi bakıyordu. "Evet, her ne kadar iki ayrıntıdan yola çıkılmış olsa da düşüncemiz bu yönde. Araştırma sonuçları çıkana kadar sizi gözetim altında tutmamız gerekiyor."
"İyi ama bunun benimle ne ilgisi var?" Kadın adamı düşününce yüzü buruştu. "Benim o adamı zehirlediğimi düşünüyor olamazsınız!"
"Adam sizin evinizde ve sizin yatağınızda zehirlenerek ölmüşse bile mi?" Buket iki elini masaya yasladı. Kadının ağzından kaçıracağı herhangi bir kelimeyi avlamak istercesine ciddi bir şekilde kadını izliyordu. Kadından cevap gelmeyince devam etti. "Ortağımın size sorduğu bir soru vardı. Şiddet görüp görmediğinizle ilgili."
Kadın indirmiş olduğu gözlerini tekrar Buket'e kaldırdı. Gözbebekleri yerinde durmuyor ve parlıyordu. Neden sonra yanaklarına doğru süzülen yaşlar aslında başkomiserin cevabını vermişti. Buket bir süre kadının rahatlaması için bekledi. Ardından "Bunu neden daha önce polise bildirmediniz?" diye sordu.
Kadın bakımlı olduğu göze çarpan eliyle gözyaşlarını silmek istese de yeri hemen doluyordu. Burnunu çekti. Sesi titriyordu. "Çok istedim. Bir kadının böylesine bir eziyeti yaşamasının ne kadar ağır olduğunu bilemezsiniz. Ama yapamazdım. Kızım için tüm bunlara katlanmalıydım. O benim her şeyim. Çocuğunuz var mı bilmiyorum ama bir annenin çocuğu için daha neleri kaldırması gerektiğini kendimde gördüm. Yaşadım. Yaşamak zorunda bırakıldım. Eşimi kaybettikten sonra çok zor oldu. Bizi düştüğümüz çukurdan o çıkardı. Çok iyi biriydi. Kızım onunla mutluydu; ben mutluydum. Ancak bir süre sonra onun başka biriyle evli olduğunu öğrenene kadar süren bir mutluluktu. O gördüğünüz ev bizim mutluluk yuvamız iken esaret altında kaldığımız taş yığınına döndü. Adımımızı dışarı atamaz olduk."
Nazım gözlerini yumdu. Kadının 'kızım için tüm bunlara katlanmalıydım' derken hissettiği acıyı hissediyordu. Dedektifin anıları bir silsile halinde karanlık göz kapaklarından geçiyordu. Ne kadar süre gözlerini kapattığını hatırlamayacaktı. Neden sonra sorgu odası kapısının metalik sesi tüm bu anıların silinmesine neden oldu. Gözlerini açtığında odada yalnız kalan anne gözyaşları içinde oturuyordu.
"Kabul etmiyor." Nazım boş gözlerle Buket'e döndü. Buket başını iki yana salladı. "Sorguyu dinlemediğini söyleme!"
"Hayır, hayır dinledim. Eh kadın katil olmadığını söylüyorsa maktulün hayatı hakkında daha çok bilgi almalıyız. Maktulü tehdit etmiş birileri olabilir. Belki de eşi metresi olduğunu öğrenmiştir. Ah şu entrika dolu hayatlar. Şu konaktaki cinayeti hatırladım bir an. Kocasının arkasından nasıl da kuyusunu kazmıştı." Nazım arkasını dönüp odasına geçecekti ancak Buket onu durdurdu.
"Kadın zehirlemediğini söyledi ve sen onun katil olmadığına kanaat getirdin. Doğru mu anladım?" Sesinden kızgın olduğu anlaşılıyordu. Elbette Nazım'ın olay yerinde veya sonrasında ele geçirdiği kanıtlarla şüpheli listesinde yaptığı değişikliklere alışkındı. Ancak henüz ellerinde hiçbir şey yoktu. Bir şüphelinin sözlerine güven asla olmazdı.
"Kadının küçük kızı için nelere katlandığı ortada. Kızının geleceğini düşünen anne böyle bir şey yaparak riske atmak istemeyebilir."
Buket Nazım'ın konuşmasını elini kaldırarak böldü. "Ve kadının böylece katil olmadığına rahatlıkla inanabilir miyiz? Şunu unutuyorsun Nazım: Elle tutulur bir kanıt olmadıkça kadının katil olmadığını söyleyemeyiz. Ve bir şüpheliyi bu nedenle serbest bırakamayız."
"Hayır başkomiserim serbest bırakamayız. En azından tamamen serbest bırakamayız." Buket'in çatık kaşları gevşerken dedektifin kafasında neler döndüğünü anlamaya çalıştı. "Kadın'ın katil olmadığı yönünde hislerim hâlâ güçlü. Eğer o katil değilse doğru katili bulmak için en azından gözetim altında serbest bırakalım. Bu esnada daha çok bilgi toplayıp araştırma yapabiliriz."
Buket'in kafası iyice karışmıştı. "Umalım da aksi bir durum olmasın. Biliyorsun ki amirin baskısından nefret ediyorum."
Nazım gülümseyerek başkomiserin kolundan tuttu. "Doğru şeyi yapmaktan vazgeçmemene hayranım Başkomiserim."
"Doğru şey olduğu konusunda erken karara varma taraftarı değilim."
Kadın serbest bırakıldıktan sonra merkezden ayrılan Nazım önce evine uğramak için yola koyuldu. Her zamanki gibi bahçesindeki kamelyada oturmuş kadim dostuyla sohbet eden Abdullah Bey'e selam verdiğinin ardına evine varmıştı. Karısı her zamanki gibi köşesinde oturuyordu. Nazım'ın geldiğini ve gittiğini sadece kapının ikinci kez açılıp kapanmasından anlıyordu.
Nazım kendisinde olan bu yoğunluktan oldukça memnun bir şekilde günü bitirdiğinde başını yastığa koymuştu. Katili bulmuştu. Okurlar elbette bulunan bir katili yakalatmadan Nazım'ın bu rahat davranışını sorgulayabilir. Ancak onun neyi neden yaptığını bazen anlamak zor olsa da buradaki nedenin katilin kaçamayacağına oldukça emin olmasından kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Ertesi gün Buket'i arayarak buluşmalarını ve dosyayı kapatacaklarını söylediğinde başkomiserin yanına gelmesi pek de uzun sürmedi. Buket en çok da metresin katil olup olmadığının merakı içindeydi. Bu, kendisinin Nazım'ın yanına gitmesini oldukça hızlandırdı.
Henüz buluştuklarında dedektifin aracı taş binaya sürmesini istediğinde Buket "Kadının katil olduğunu anladın sanırım." dedi.
"Kadın katil olduğunu itiraf etti başkomiserim."
"Ne? Nasıl?" Şaşkınlığı bir an olsun dikkatinin dağılmasına yol açsa da arabanın hızının yavaşlamasını istemsizce gerçekleştirdi.
"Dün kadının yaşadığı eve tekrar gittim. Aklıma takılanlar olduğunu daha önce belirtmiştim. Serbest bırakılmasını istememin nedeni de buydu: onunla orada konuşmak. Merkezden ayrıldıktan sonra eve uğramam gerekti. Bir konuda net bilgi almak istiyordum ve o bilgi odamdaki kitaplıkta duruyordu. Ardından kadının yanına gittim. Kısa bir yürüyüş ve sohbetin ardından o küçük bahçedeyken aklıma takılanları fark ettirmeden sordum. Çalılıklarla çevrili bahçeyi hatırlıyor musun? Henüz ben bir beyaz çiçeğe dokunacakken doğrulup eve yönelmiştik." Buket'in hatırlaması için kısa süreliğine sustu ve ardından devam etti.
"Konuyu bahçeden açtığımda kadının ne kadar da çok bilgili olduğunu gördüğüme şaşırmadım. Şaşkınlığım böylesine bilgi sahibi birinin bilgisi dışındaki bir bitkinin nasıl olup da bahçesinde bulunduğuydu. Orada bakım olmaksızın kendiliğinden yetişecek bir bitki değildi gördüğüm."
"İyi de ne var bunda?"
"Boru çiçeği başkomiserim. Halüsinasyon etkisi oldukça yüksek bir bitki. Evimdeki kitapta hakkında hatırlamadığım birçok bilgiye de rastladım. Özellikle aşırı dozda kullanıldığında ve çayı yapıldığında halüsinasyonlar ve korkular kalp krizine kadar yol açıyor. Maktulün gözlerindeki korkunun sebebi bu olmalı. Yatak altındaki kupayı ve elinin göğsünde durduğunu da hatırlıyorsundur. Bitki o kadar kuvvetli bir etkiye sahip ki güzel ve tertemiz beyaz çiçeğine dokunduğunda bile anında tepkisini gösterip ciltte kızarıklığa yol açıyor."
Buket, dedektifin çiçekler hakkındaki kapalı kutu benzetmesini hatırladı. "Elindeki ve ağız içindeki kızarıklığın sebebi bu olmalı."
"Evet başkomiserim. Ve cinayetin nasıl işlendiğini bulursan..."
"Katili de bulursun. Peki, itiraf etmesini nasıl sağladın?"
"Katil, metres değil başkomiserim."
Buket, daha fazla dayanamayarak aracı yol kenarına çekti. Issız bir yoldu. Çıkan tek ses yeni durmuş aracın hırıltısıydı. Bu tek sesi bozan kafa karışıklığından kurtulamayan başkomiserin sesi oldu. Derin bir nefes alarak sakinleşmeyi denedi. "Benimle oyun mu oynuyorsun Nazım? Maktul, kadının yatak odasında bulunuyor ve şimdi de itiraf ediyor. Seni tanımasam kadın ve kızı arasındaki ilişkiden dolayı duygusal bir bağ kurduğunu düşüneceğim."
"Az önce de dedim başkomiserim. Kadının bilgisi dışında bir bitki bahçede bulunuyor. Ve cinayet bu bitkiden elde edilen zehir ile gerçekleşiyor. Kadına çiçeğin güzelliğinden bahsettiğimde yüzündeki ifadeden bitki hakkında bilgisi olmadığını anlamıştım. 'Sanırım yabani bir bitki Nazım Bey. Ancak güzelliğini inkar edemem. Bu yüzden kesmeye kıyamadım.' demişti."
"Seni kandırmaya çalışıyor olabilir mi? Ancak bu durumda neden itiraf etsin? Yeni bir bulmacaya merhaba. İtiraf etmesine inanmaman da düşüncelerimi sağlıksız yürütmemde fazladan etkiye sahip."
"Katil olduğunu kabul etmesinin nedeni anneliğinden kaynaklanıyor başkomiserim. Adamı zehirleyen küçük kız."
"Nasıl olur? Küçücük kız adam zehirlemeyi nerden bilsin?"
"Doğru düşünüyorsun başkomiserim. Ancak o zehirli çayı onun yanına bırakan küçük kız. Bunu söylediğinde annesi hemen onu susturup konuyu değiştirmeye ve katil olduğunu iddia etmeye başladı. Ancak kadının nasıl yaptığını anlatmasından ortaya çıkıyordu yalan söylediği. Bunu söylediğimde sustu ve kızı konuştu. 'Annem kurtulacaktı. Annem için bunu yapmak zorunda olduğumu söyledi.' Çocuğun bu sözü üzerine kadının yüz ifadesini görmeliydin başkomiserim. Her şey ortaya çıkmıştı." Buket soluksuz dinliyor ve katilin kim olduğunun merakı içinde yerinde duramıyordu. Nazım soluklanıp devam etti. "Cinayeti maktulün öz oğlu işlemiş. Küçük kızın tanımlarının ardından kadın bana dönerek adamın oğlu olduğunu söyledi."
"İyi de neden?"
"Birazdan bunu öğreneceğiz başkomiserim. Katil daha önce telefonla iletişime geçmiş. Aslında bir kaç kez annesine denk gelse de konuşmayıp bir süre sonra şansını tekrar denemiş ve kızla konuşabilmiş. Bunu kadının boş aramalar aldığını söylediğinden çıkardım. Tekrar kızla iletişime geçerse onu eve çağırmasını yoksa polislere anlatacağını söylemesini istedim. Katil henüz eve gidiyorken biz önceden gidip yerleşmeli ve dinlemeliyiz. Aslında arabayı biraz daha ormanın içlerine park edip yürüyerek gitsek iyi olacak. Ancak çabuk olmalıyız. Bizden önce gitmesi iyi olmayabilir."
Bunun üzerine aracı evin yakınlarında bir harabenin ilerisine bırakıp hızlı adımlarla eve yöneldiler. Her şey Dedektif Nazım'ın anlattığı gibi oldu. Katil eve geldikten sonra anne ve kızla konuşurken kendini ele verdiğinde Buket şaşkınlığını gizleyemiyor Nazım ise yakalanan katile gülümsüyordu. Fakat Nazım'ın gülümsemesi birazdan buz kesecekti.
Katil belinde sakladığı tabancayı küçük kıza ve annesine doğrulttu. Buket anında tabancasını katile tutuyor ve katilin küçük kıza ve kadına karşı yapacağı hamleyi büyük bir soğukkanlılıkla anlamaya çalışıyordu.
Silah önce küçük kıza doğruldu. "Kimseye bir şey anlatmayacaksın. Yoksa anneni bir daha göremezsin." Küçük kız korkuyla annesine sarıldığında namlu da onunla birlikte annesine dönmüştü ve aynı uyarının bir benzeri de anneye yapılmıştı. Ancak katilin göremediği ve namlusunu çevirmediği iki kişi daha evde bulunuyordu. Bu durumdan habersiz elindeki silahı karşısındakilerin korktuğundan iyice tatmin olunca tekrar beline götürecek, Buket tüm soğukkanlılığıyla öne atılarak onu tutuklayacaktı.
Katil, annesinin aldatıldığını öğrenmiş ve annesini boşayıp bu kadınla evlenirse mirasının paylaşılacağı düşüncesiyle böyle bir plan kurmuştu, planı üzerine kurduğu küçük kızın onun planını altüst edecek kişi olduğunu bilmeden. Miras yine paylaşılmayacaktı ancak katil bundan faydalanamayacaktı da. Küçük kız çocuğu ise annesiyle birlikte taş yığınının esaretinden kurtulduğunda önce Buket'e ardından Nazım'a sarılarak en büyük teşekkürünü edecekti.
Günün sonuna doğru anne kız kaldırımda uzaklaşırken Nazım onlara bakıyordu. Kadının sözlerini kulağında tekrar işitti. "Kızım için tüm bunlara katlanmalıydım. O benim her şeyim." Ne var ki kısa süre sonra Nazım bu sözün değerini daha iyi anlayacaktı. Bir annenin kızı için neler yapabileceğini en yakınında görecekti.
SON
Yorumlar
Yorum Gönder